Prof. Dr. Ekrem Demirli’nin Zeytinburnu Kültür Sanat’ta sürdürdüğü seminer dizisinin ocak ayı programı 21 Ocak Çarşamba akşamı gerçekleşti. Saat 19.30’da başlayan programda Demirli; Hallac-ı Mansur’un şiirlerine farklı yorumlar getirdi.
Prof. Dr. Ekrem Demirli, bu sezon Zeytinburnu Kültür Sanat’ta başladığı konuşma dizisinde Hallac-ı Mansur’u İslam düşüncesinin ve tasavvufi hayatın en mühim isimlerinden birisi olarak ele alıyor. Tasavvuf geleneğinin önemli isimlerinden olan Hallac-ı Mansur ve onunla özdeşleşen “şatahat” dili, kendi anlam dünyası içinde değerlendiriliyor. 21 Ocak Çarşamba akşamı saat 19.30’da başlayan programda Demirli, Hallac-ı Mansur ve tasavvuf tarihi hakkında konuştu.
“Bütün tasavvuf akımları, birbirinin aynısı değil.”
Prof. Dr. Ekrem Demirli, tarih boyunca tek bir tasavvuf anlayışı olmadığına vurgu yaptı:
“Tasavvuf, bütün dünyaya yayılmış büyük bir hareket. Kendisine sufi diyen herkes tertemizdir denemez. Türkiye’de akademik çalışmalarda steril bir tasavvuf algısı oluşturuluyor. Hepsi aynıymış gibi bir sonuca ulaşıyorlar. Bu teknik olarak mümkün değil. Tarihin hiçbir döneminde gerçekleşmemiş bir şeyin geriye doğru herhangi bir tarihte de gerçekleşmesi beklenemez. Nasıl bugün farklı farklı ekoller varsa geçmişte de böyle olmuştur. Bunu akılda tutmak ve kişilerden hareket ederek konuşmak lazım.”
“Tasavvufta sır kavramı yanlış algılanıyor.”
Prof. Dr. Ekrem Demirli, tasavvuftaki sır kavramının üzerinde durdu:
“Sır kelimesi iki anlama gelir: Bilginin konduğu kaba, kalbin en özel kısmına sır denir. O kısma konan bilgiye de sır denir. Bu sır, aslında tevhid bilgisidir. Ama tevhid bilgisini kaldırmak çok zordur. Lafzen biliriz ama kaldırmak zordur. Bu yüzden sır kavramını abartmaya gerek yok. Tanrı’nın failliğini anlamakla alakalı. Sır denince farklı algılanıyor. Bunu astroloji benzeri şeylerle ilişkilendirmek şarlatanlık.”








