“HALLAC-I MANSUR: TASAVVUF VE ŞATAHAT DİLİ” PROGRAMINDA KASIM AYI SEMİNERİ GERÇEKLEŞTİ!

YouTube video

Prof. Dr. Ekrem Demirli’nin Zeytinburnu Kültür Sanat’ta başladığı seminer dizisinin ikincisi 19 Kasım Çarşamba akşamı gerçekleşti. Saat 19.30’da başlayan programda Demirli; Hallac-ı Mansur’un hayatına, şiirlerine ve algılanma biçimine odaklandı. 

Prof. Dr. Ekrem Demirli, bu sezon Zeytinburnu Kültür Sanat’ta başladığı konuşma dizisinde Hallac-ı Mansur’u İslam düşüncesinin ve tasavvufi hayatın en mühim isimlerinden birisi olarak ele alıyor. Tasavvuf geleneğinin önemli isimlerinden olan Hallac-ı Mansur ve onunla özdeşleşen “şatahat” dili, kendi anlam dünyası içinde değerlendiriliyor. 19 Kasım Çarşamba akşamı saat 19.30’da başlayan programda Hallac-ı Mansur’un karakteri ve algılanma biçimleri üzerinde duruldu.  

“Hallac-ı Mansur’u tanınır kılan, ölümü istemesidir.”

Prof. Dr. Ekrem Demirli, Hallac-ı Mansur’un hayata ve ölüme bakışına dair bilgi verdi:

“Hallac-ı Mansur, şöhreti istemiyor. Bir yok oluşu istiyor. Onu tanınır kılan şey idamı istiyor olmasıdır. Sokrat’ın ölümden kaçmayışı gibi o da kınanmayı, dışlanmayı istemiştir. Hırpalanmayı, ezilmeyi, dövülmeyi istiyor. Bu da modern anlamda bir zevkten ya da sıkıntıdan doğmuyor. Bunu ilahi terbiyenin, ilahi tecellinin gereği olarak görüyor. İdamı isteyebilmiş olması çok önemli bir konu.”

“Tasavvufta aşk kavramı, ontolojik bir dönüşüm sonucunda ortaya çıkmıştır.”

Prof. Dr. Ekrem Demirli, tasavvufta aşk kavramının ortaya çıkma sürecini anlattı:

“Hallac-ı Mansur’u idam edenlerin bakış açısında Tanrı-insan ilişkisi gayb kavramıyla anlaşılıyor. Arada bir boşluk, mesafe var. O meselenin büyüklüğünü, sorularını tam olarak bilmiyoruz. Ama bu anlayışta Tanrı, ‘ötede’. Gaybe iman diye bir kavram var. Gaybe iman; görmeden, bilmeden ve bir süreklilik ilişkisi inşa etmeden varlığını kabul etmek anlamına geliyor. Tanrı-insan ilişkisi gayb kavramı üzerinden ele alındığında ortaya çıkan kavrama iman denir. Eğer Tanrı-insan ilişkisi gayb kavramıyla bölünmüyorsa ve arada bir süreklilik varsa o zaman iman anlam değiştirir. Başka bir kavrama döner. Artık buna aşk denir. Bütün tasavvuf tarihinde, düşüncesinde aşk kavramının ortaya çıkması böyle bir ontolojik dönüşümle sağlanmıştır.”

Gallery ImageGallery ImageGallery Image