Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezinde, Aykut Ertuğrul’un moderatörlüğünde düzenlenen 100 Yüze İmza ve Söyleşi programının aralık ayı konuğu, son çıkan romanı Masumiyetin Son Günleri ile okuyucusuyla buluşan Selahattin Yusuf oldu. Söyleşi, ZKSM'de 11 Aralık Pazartesi günü, saat 19.00'da gerçekleşti.

Solun, Küçük Burjuva Sınıfına Yerleşen Dönüşümü
Aykut Ertuğrul'un, Masumiyet'in Son Günleri romanının merkezinde ne bulunduğu sorusu üzerine Selahattin Yusuf: "Kadın erkek ilişkilerinde anlaşmazlık diyebiliriz. Bununla beraber romanın iki merkezi olduğunu da söyleyebilirim. İkinci merkez ise, Türkiye'nin siyasi dönüşümü. Romanımda, Masum isminde eski bir solcuyu anlatıyorum. Masum'un hikayesi, solcu bir öğrenci liderinin değişen hayatı. 70'lerde, konformist değil ama konforlu bir düşünce ve eylem hayatından bugünlerin muğlaklığına uzanan bir hikâye. Ne demek bu? 60'lı 70'li yıllarda bütün hatlar belirgindi. Sağ ve sol, dost ve düşman belliydi. Fakat bugün çok farklı. Mesela sol ve solculuk dediğimiz şeyin son derece bireyselleşmiş, neredeyse küçük burjuva sınıfına yerleşmiş bir değişimi söz konusu. Bu değişimi, bu değişimin çarpıcı taraflarını ve Masum üzerindeki yıkıcı etkilerini anlatıyorum aslında." dedi.

Zihinsel Gebelik
Romanın oluşum sürecinin, yazma serüveninden evvel karşılaşılan durumlar, olaylar, şahıslar neticesinde bir tür zihinsel gebelik ile başladığını ifade eden Selahattin Yusuf: "Zaman içinde bir süre sonra insan hakikaten gebe kaldığını hissediyor. Karnınız değil, zihniniz büyümeye başlıyor. Eğer bu dış gebelik değilse, çocuk yani bir süre sonra düşmezse eğer, büyüdüğünü hissediyorsunuz. Bu sürenin bende 3-4 seneye tekâbül ettiğini söyleyebilirim." sözleriyle eserin var olmaya başladığı sürecin yazma sürecinden ibaret olmadığını ifade etti.

Weltanschauung: Dünyaya Bakış
Aykut Ertuğrul'un, romanın sahip olduğu hangi niteliklerin ve ne şekilde, bir romanı iyi ve güçlü bir romana dönüştürdüğü sorusu üzerine Selahattin Yusuf: "Borges'in çok inandığım bir sözü var. 'Yazdığın metnin içine ideolojini koyma. Çünkü zaten ondan başka bir şey yazamazsın.' Yani özellikle diyelim ki ıspanağın içine demir koymaya kalkışma. Çünkü ıspanak zaten demirden başka bir şey değil. Almanca'da bir kavram var: 'Weltanschauung' Bu, dünya görüşü anlamında lâkin tam olarak dünya görüşü değil; dünyaya bakış. Yani özellikle kültür adamının ya da sanatçının, yazarın dünyaya bakışı demek bu. Şimdi Weltanschauung dediğimizde, ondan başka bir şey yazamazsın. Çünkü öyle bakıyorsun. Fakat bizde, Türkiye'de ve dünyada, özellikle iki kutuplu dünyada, ıspanağın içine fazladan şırıngayla demir konulduğu zamanları yaşadık." şeklinde cevap verdi.

İnsanın özünün anlatılmadığı ve hiçbir zaman tam olarak anlatılamayacağını ifade eden Selahattin Yusuf, dünyadaki bu uzun yolculuğumuzun orta vadeli siyasetin kaba ve şematik konularıyla akamete uğratılmaması gerektiğini söyledi.

Eklektisizm Edebiyatta İyi Bir Şey Değil
Günümüz edebiyat dünyasının üretim tarzı ile ilgili olarak ise Selahattin Yusuf "Şimdi haftalık aylık dergiler çıkıyor. Orada roman hikaye öykü anlatı türünde şeyler yazıyor arkadaşlarımız. Hızlı yazmak zorundalar yani. Çünkü her ay iyi bir metin çıkarmak zorunda hissediyorlar kendilerini. Fakat bu durumda oradaki eklektik dikiş ilerini görebiliyoruz. Bu iyi bir şey değil edebiyatta. Eklektisizm edebiyatta iyi bir şey değil. Öykünün bütün unsurlarına, son tırnağına kadar kılcal damarların ulaşması; can, kan ve gıda ulaştırması gerekir.Romanda da aynı şekildedir. Yani yaşanmayan bir parçası olmamalıdır romanın diye düşünüyorum. O yüzden şurayı da ekleyelim hoş olur, tuzağına düştüğümüz anda geçmiş olsun." cümleleriyle edebî üretimde hızın ve şartlanmaların edebiyatta yol açtığı tahrifattan bahsetti.

Takıntı, Alışkanlık ve Ritüeller
Romanının karakterleri üzerinden yaptığı değerlendirmede Selahattin Yusuf, insanların takıntı, alışkanlık ve ritüeller ile biçimlendiği gerçeğine vurgu yaparak: "Takıntı, alışkanlık ve ritüel... Bunların hepsi gündelik hayatımızda birbirine benziyor ve şöyle bir imkan veriyor bize. Bunları yaptığımızda hayatın geri kalanını dışarıda bırakıyoruz. Sürekli yaptığımızda ise, hayatın geri kalanı yokmuş gibi hissedebiliyoruz. Bize bu imkanı veriyor. Ritüellerimiz, alışkanlıklarımız ve takıntılarımız bize, hayatın geride kalan, tehlikeli, bizi inciten kıran üzen kısımlarının tamamını dışarıda bırakma imkanı veriği için önemli bizim için. Fakat biz bu durumda aynı zamanda çok zayıfız. Çünkü hayatın bize getirdiği diğer şeylerle baş edemeyecek durumdayız. Ve bu ritüel, alışkanlık ve takıntılar, neredeyse bizim evimiz yuvamız gibi olur artık. Hiç tehlike barındırmaz mesela. Bu yönüyle bizi sağlama ve güvenliğe alır." dedi.

Gelen dinleyicilere yazarın Masumiyetin Son Günleri kitabının hediye edildiği söyleşi, Selahattin Yusuf'un imza etkinliği ile devam etti.


100 Yüze İmza ve Söyleşi - Aralık

ŞUBAT