Fotoğraflarla Kudüs'ün Hikayesi'ni anlatan Ömer Lekesiz, “Kudüs dediğimiz yer dehlizlerden, tünellerden ibaret bir şehir. Karşınıza nerede ne çıkacağı belli olmuyor. Kudüs'te her şey başlı başına bir sır, başlı başına bir muamma.” diye konuştu.

Zeytinburnu Kültür Sanat Merkezinde Fotoğraflarla Kudüs'ün Hikayesi’ni anlatan Ömer Lekesiz, seminer dizisinin Nisan ayı oturumunda Kudüs’te Eski şehrin dışındaki üç ilahi dinin kutsal yapılarından bahsetti.

Burak Yolu ve Ağlama Duvarı’yla söze başlayan Lekesiz, aslında Burak Yolu’nun Müslümanlarla alakalı olduğuna dikkat çekerek “ Hz.Peygamber’in Kubbetüs Sahra’daki mihraptan sonra Burak’a binmek suretiyle katettiği yol bu yoldur ve bu yoldan Kıble istikametini takip etmek suretiyle Mirac’ı gerçekleşmiştir.” diye konuştu.

Müslümanların Burak Duvarı diye adlandırdığı Ağlama Duvarı’nın Yahudilerle ilgili kaynaklarda Batı duvarı olarak anıldığını hatırlatan Lekesiz, Ağlama Duvarı tanımının Hıristiyanlardan geldiğini söyledi. Bu adlandırmanın Yahudi şeriatında herhangi bir karşılığı bulunmadığını ifade eden Lekesiz, Ağlama Duvarı’nın dini ritüel ve ibadet yeri olarak ortaya çıkışını ise şöyle özetledi:

“Sürgünden dönen Mağripli Yahudilerin etkisiyle, 70 yılında Romalı kumandan Titus tarafından ikinci mabedin yerle bir edilmesinin üzüntüsünü canlandırmak ya da hatırlamak amacıyla başlatılan bir eylemdir. Ağlama formu da dahil olmak üzere birtakım dualar okunur, çeşitli gösterilere yer verilir. Burası aynı zamanda onlar için bir tür eğlence alanıdır. Nitekim fısıh bayramı da burada kutlanır.”

Burak Duvarı’nın aynı zamanda Harem'in isnat duvarı olmasından dolayı sağlamlaştırılması için Kanuni'nin talimatıyla Mimar Sinan tarafından restore edildiğini de sözlerine ekleyen Lekesiz, duvarın yan tarafında kazıların yapıldığı açık arkeoloji alanı konusunda da şu bilgileri verdi: “Burada kadim zamanlardan beri Hz. Süleyman'a ait olduğu söylenen bir mağara da bulunur. O mağara Persler, Romalılar dönemi de dahil olmak üzere Yahudilerin ibadetlerinin yasaklandığında gizlice ibadet ettikleri yerlerden bir tanesidir. Orada hiçbir zaman Yahudi ibadeti bitmemiştir. O nedenle kazılar mağara onların mülküymüş gibi olduğundan buradan devam ediyor. El Aksa Camii'nin altını oyuyorlar denilen inşa faaliyeti de buradan yürüyor. Bu bölgede El Aksa Camii'nin altına doğru inen büyük tüneller var. Bu yüzden de Yahudilerin Harem'i tamamen yerle bir edecekleri şeklinde bir endişe her zaman sözkonusu. Ancak bu endişeye çok da prim vermemek gerekiyor çünkü Tapınak Dağı denilen yer onlar için de mukaddes. İki sefer yerle bir edilmiş Tapınak Dağı'nın bu sefer kendi elleriyle bir tür harabeye ya da düzleştirilmiş bir alana dönüştürülmesi onların da işine gelmez. Hatta şeriatları gereğince de doğru değil.”

KUDÜS’TE HER ŞEY BAŞLI BAŞINA MUAMMA

“Kudüs dediğimiz yer dehlizlerden, tünellerden ibaret bir şehir. Karşınıza nerede ne çıkacağı belli olmuyor. Kudüs'te her şey başlı başına bir sır, başlı başına bir muamma.” diyen Ömer Lekesiz, eski şehrin çevresindeki Kıyamet Kilisesi, Betşeba Havuzu, Siyon Dağı, Zeytin Dağı ve Soğan Kilisesi ile ilgili de bilgiler verdi.

Hıristiyanlar için kutsiyeti olan ve Via Dolorosa adı verilen Çile Yolu’nun Hz. İsa'nın çarmıha bağlanmış olarak yürütüldüğü güzergah olduğunu anlatan Lekesiz,

“İlginç olan şu; İsa Ruhullah bunları güya yaşadıysa Miladın başında yaşadı ama Çile Yolu'nun ihdas edildiği tarih 1300-1400'ler yani Memlüklüler zamanında. Bunun sebebi de şu, Memlüklüler ilk defa Sultan Baybars zamanında Kudüs'ün İslamlaşması konusunda en fazla çaba gösteren hanedanlıktır. Onların Kudüs'ü fethedip o yarışı başlatmaları Hıristiyanların ve Yahudilerin de mekanların kutsallaştırılması yönünde çaba göstermesini beraberinde getiriyor. Bu yolu kendimize ihdas edelim bu yol bizim Via Dolorosa'amız olsun diyorlar. Çile Yolu'ndan gidenler daha aslanlı kapıdan ağlamaya başlarlar. Kıyamet Kilisesi'ndeki musalla taşına varıncaya kadar ağıtlar devam eder. 7 duraklı bir yoldur burası.

1400'lü yıllarda ihdas edilmiş olsa bile Hıristiyanlar Hz. İsa'nın çektiği acıyı içselleştirerek o yoldan giderler. Via Dolorose yolunda bir de halen aktif olan bir Nakşibendi tekkesi vardır ve mimarisiyle bu yola çok uygundur.” diye konuştu.

OSMANLI FERMANI HÂLÂ GEÇERLİ

Kamame ya da Yeniden Diriliş Kilisesi adıyla da anılan Kıyamet Kilisesi’nin Hıristiyanların bizim Kubbetüs Sahra’ya verdiğimiz kadar önem verdikleri bir yer olduğunun altını çizen Ömer Lekesiz, kilisenin yapılış hikayesini şöyle özetledi: “Hıristiyanlığın Roma tarafından kabul edilmesinden sonra I.Konstantin İznik’e bütün dünyadaki Hıristiyan ruhbanları davet etti. Kudüs başrahibi İznik'e geldiğinde Konstantin’in annesi Helena’ya Eski Roma İmparatorluğu döneminde Kudüs’te Hıristiyanlara ait herhangi bir değerin kalmadığı oysa Yahudilere mahsus eserlerin yaşatıldığına dair şikayetlerde bulunur. Bunun üzerine Helena yeni bir mümin olarak bundan çok fazla etkilenir bizzat kendisi Kudüs'e gider. Kubbetüs Sahra'nın yanı başına Romalılar tarafından yaptırılmış olan Venüs heykeli ve tapınağını yıkar ve ondan sonra Hz. İsa'nın çarmıha gerilmiş olduğu Kutsal Haçı buldurur. Bugünkü çile yolundan geçerek Hz.İsa'nın muhtemelen çarmıhla yürüdüğü yer olması bakımından Kıyamet Kilisesi'nin bulunduğu yeri tespit ederler ve hemen oraya ahşap, yanında bazilikası olan bir yer yaparlar. Sonradan bu yapı devasa bir sanat eserine dönüşür. Kilise, Roma mimarisinin de ilk örneklerinden biridir. Daha sonra İtalya ve diğer şehirlerde yapılan kiliselerde de form olarak hemen hemen burası esas alınmış gibidir.”

Bu Kilise yapıldıktan ve Hıristiyan mezhepleri ortaya çıktıktan sonra kilisenin kime ait olacağı ve kimin burada daha etkin olacağı konusu çok ciddi tartışmalar, ölümler, yıkımlar hatta kilisenin yakılmasına kadar varacak şekilde çok taşkınlıklar yaşandığını hatırlatan Lekesiz bu gerilimlerin Memlüklüler ve Osmanlıların hakimiyeti zamanında kısmen engellenebildiğinin altını çizdi. Lekesiz, bugün Kudüs’te hâlâ Osmanlı fermanına göre hareket edildiğine dikkat çekerek statüko merdiveninin de hikâyesini anlattı.

Kudüs’te Hıristiyanlara ait en önemli yapılardan bir diğerinin Rus Ortodoks cemaatine ait Soğan Kilisesi olduğunu belirten Lekesiz, "Rusların da Kudüs konusunda Batılılardan hiçbir şekilde farkları yok. Komünizm zamanında bile burayı elde etmek üzere mücadele vermeye devam ettiklerini tarihi kayıtlar söylüyor. Öyle ki I. Abdülmecit'ten Kudüs'te imtiyaz talep ettiklerinde ve reddedildiklerinde yaptıkları ilk şey bize Kırım Savaşı'nı açmak oluyor. " dedi.


Fotoğraflarla Kudüs'ün Hikayesi "Ömer LEKESİZ"

ZKS Günün Etkinlikleri

15 Ağustos 2018 Çarşamba|Tüm Etkinlikler

ŞUBAT